11 Mayıs 2013 Cumartesi

Aşk ile okuyalım diye...

ANTEP PRESS - Gaziantep



Mustafa Yıldız'ın ````SON MESAJ isimli Gerekçeli Türkçe Meal`inin 10. Baskısı Çıra yayınları tarafından yayınlandı. Şık bir kapak ve iç tasarıma sahip olan SON MESAJ`ın 10. Baskısı orta boy olarak okuyucuyla buluştu.
Yayınevi yetkililerinden SON MESAJ`ın yeni baskılarının farklı boylarda hazırlıklarının sürdüğü ve önümüzdeki günlerde okuyucuyla buluşacağı öğrenildi.

Bu arada Aşkınlık Dersleri`nin de 2. Baskısı da çıktı. Aşkınlık Dersleri Bengisi Yayınları tarafından basıldı. Aşkınlık Dersleri de yeni kapağıyla dikkat çekti. ````

SON MESAJ ve Aşkınlık Dersleri`ni aşağıdaki adreslerden temin edebilirsiniz.
 
Çıra Yayınları ve Bengisu Yayınları
http://www.cirayayinlari.com/index.php?route=product/product&path=82&product_id=180
Kitap Yurdu - Son Mesaj
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=446749
Kitap Yurdu - Aşkınlık Dersleri
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=651915
 


6 Şubat 2013 Çarşamba

Ebubekir Sifil’den Abdülaziz Bayındır'a: “Patolojik Vaka”

ONLİNE HABER ANALİZ - Melih Ersan Tuna

Allah bir kimsenin kiminle evleneceğini bilmez, diyen Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır'a sert bir şekilde tepki gösteren Ebubekir Sifil yazdığı yazıda Bayındır'ı "Patolikik vaka" olarak niteledi.

İşte Ebubekir Sifil'in yazısı:


"İlk duyduğumda inanmadım. Çünkü, “Bu kadarı olmaz” dedirten bir iddiaydı duyduğum. Sonra arkadaşlar internetteki bir ses kaydını dinlettiler. Evet; duyduğum doğruymuş: Abdülaziz Bayındır, kendisine telefonda, “Allah benim kiminle evleneceğimi bilmez mi? Sizin böyle bir şey söylediğinizi duyduk” diye soran kişiye, “Ben demiyorum; Allah diyor” diye mukabele ediyor ve devam ediyor: “Allah Teala önceden kararlaştırmışsa sana emreder mi, şununla evlen, bununla evlenme diye?”

Sonra telefondaki ses, “Biz imamlarımızın bunun aksini söylediğini biliyorduk” gibi bir şey söyleyince şöyle mukabele ediyor: “İmamlarını boş verin kardeşim. Onların Kur’an-ı Kerim’le alâkaları yoktur zaten.”

Böyle diyor İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi Abdülaziz Bayındır! Bu adam çocuklarınıza din öğretiyor, fıkıh öğretiyor, hatta Kur’an’ı tefsir ediyor!

Bu kaydı dinledikten sonra internette küçük bir araştırma yaptım. Meğer Abdülaziz Bayındır bunları birkaç seneden beri söylüyormuş! Bu konuda birkaç videosunu da izledim. Videolardan birinde, Kur’an’da geçen “şâe” fiilinin (Vemâ teşâûne illâ en yeşâallâhu Rabbu’l-âlemîn ayetinde ve benzerlerinde geçiyor) Emeviler ve onlardan sonra gelenler tarafından anlam kaymasına uğratıldığını söylüyor!

Bir gecemi heba ettim Abdülaziz Bayındır’ın videolarını izleyeceğim diye. Hâsılası şu:

Abdülaziz Bayındır size diyor ki: Bu ümmet, Allah’ın dinini tahrif etmek için yapılabilecek her şeyi yapmış: Başta Kur’an olmak üzere eline geçirdiği her şeyi alt üst etmiş. Sözlükleri bile tahrif etmiş bir ümmetle karşı karşıyayız. Hadisler, Fıkıh, Tefsir, Tasavvuf… “Din” denince aklınıza gelen her ne varsa dejenere edilmiş, bozulmuş, aslından uzaklaştırılmış. Allah size Abdülaziz Bayındır’ı göndermeseymiş haliniz harapmış yani!

İşin şakası bir yana, tam bir “patolojik vaka” ile karşı karşıyayız. Böyle bir zihin ve ruh durumundaki birinin sadece başkalarına değil, kendine de zarar verebileceğini gözden ırak tutmamalı.

Abdülaziz Bayındır, kullarının ne yapacağından habersiz bir tanrıya inanıyor! Abdülaziz Bayındır yarın ne yapacağını biliyor, ama tanrısı bilmiyor!

Abdülaziz Bayındır’ın tanrısı, yapacaklarını “takdir” etmekten aciz; o, “karar veren” bir tanrı. Malumdur ki her “karar”ın öncesinde bir “kararsızlık” süreci vardır. O mu olsun, bu mu olsun der, sonra seçeneklerden birine karar verirsiniz. İşte Abdülaziz Bayındır’ın tanrısı da tam böyle yapıyor!

Abdülaziz Bayındır diyor ki: “Allah Teala senin kiminle evleneceğini bilse, şununla evlen, bununla evlenme der mi?”

Abdülaziz Bayındır’ın, bu algı durumuyla Allah Teala’nın “ilmi” ile “meşîeti”, “halk”ı ve “rızası” arasındaki ilişkiye dair sağlıklı bir şeyler söylemesini beklemek elbette beyhude. “Benim bu konuda bir şeyler söyleyecek kadar müktesebatım yok” deme erdemini göstermesini beklemek de öyle. Ama kendisini zorlayarak da olsa, üzerinde yetiştiği ilim zeminine en azından bir müsteşrik kadar saygılı davranmasını beklemek, kendisini izleyenlerin en tabii hakkıdır!

Sözün kısası, ulemamızın “şehvetu’z-zuhûr” dediği psikoloji, ahir zamanda pek çok kimsenin benliğini esir almış durumda. Bir insan kendisini, ulemaya muhalefet edecek yetkinlikte görebilir; onların verdiği hükümleri tartışma mevkiinde olduğunu düşünebilir. Bu başka şeydir; ait olduğu tarihi, medeniyeti, müktesebatı, züccaciye dükkânına girmiş fil gibi tahrif etmeye, kırıp dökmeye yeltenmek başka şeydir.

Bu ümmetin ilmî müktesebatı Abdülaziz Bayındır gibilerinin ifrazatlarıyla yıkılacak olsaydı, müsteşriklerin yüzlerce yıllık çabası arzu ettikleri neticeyi verirdi. O müktesebat adına değil, ama Abdülaziz Bayındır’ın bu kör gidişle kafasını nereye çarpacağı konusunda endişe edilse yeridir…

Daru’l Hİkme – Ebubekir Sifil        

19 Ocak 2013 Cumartesi

Diyarbakır'daki cenaze töreninde eksik olan ney?

ONLİNE HABER ANALİZ - Melih Ersan Tuna


Türkiye günerdir Fransa'da vurulan 3 PKK'lı kadının Diyarbakır'daki cenaze törenine kilitlenmişti.
Cenaze töreni nihayet kazasız - belasız, olaysız tamamlandı.
Ancak cenaze töreni ile ilgili yazılılıp çizilmeye devam ediyor.
Ahmet Hakan bugünkü yazısında Diyarbakır'daki cenaze töreni ile ilgili ilginç bir ayrıntıya dikkat çekti.

İşte Ahmet Hakan'ın yazısı:

Diyarbakır'da eksik bir şey

Üç tabut...
Büyük bir cenaze töreni...
Yürüyüşler, konuşmalar, sloganlar, pankartlar...
Kocaman bir alan ve onbinerce kişi...
Fakat bir eksik var.
Uzun tören boyunca...
Her sözcük zikrediliyor ama dini bir tek sözcük bile dile getirilmiyor.
"Allah" sözcüğü geçmiyor mesela, "rahmet" sözcüğü geçmiyor mesela.
"Güneşe uğurluyoruz" falan deniyor ama "Allah rahmet eylesin" denmiyor.
Diyarbakır gibi onbinlerce insanın "Peygamber mitingleri"ne koşarak gittiği bir şehirde, bu denli kitlesel bir cenaze töreninde dini bir tek sözcüğe bile yer verilmemesini biraz yadırgadım doğrusu.

Twitter:  @ersann27

4 Ocak 2013 Cuma

Bediüzzaman Said Nursi: Milliyeti "Kürt", Mezuniyeti "Mürteci"

ONLİNE HABER ANALİZ - Muhammed Sena


Bediüzzaman Said Nursi (Kürdi) ile ilgili orjinal birbelge daha.

Mezuniyeti "Mürteci" imiş.

1 Ocak 2013 Salı

Kahrolası Çözümsüzlük


ONLİNE HABER ANALİZ - Yaşar Yavuz
 
 
Yıllardır,  dağlarda ömrünün baharında toprağa düşen gençler...

Bir ömür boyu yüreklerindeki ateşle, hayata tutunmaya çalışan anneler...

Omuzları yana doğru devrilmiş babalar…

Faili meçhuller…

Kayıplar…

Ve kahrolası çözümsüzlükler…

Yâda, yokluluk yoksulluk...

Yasaklanan ve yaşanılmasına müsaade edilmeyen inançla mesela...

Ayda 700 TL asgari ücretle çalıştırılmaya mahkûm bırakılmış işçiler…

Ahtapot gibi her işe ve her ihaleye kapmaya çalışan Karun zihniyetli zenginler...

Dibe vurmuş bir eğitim sistemi…

Yanı başımızda akan onca kan…

Siyonist ve emperyalist güçler tarafından işgal edilen İslam toprakları…

Duyulmayan mazlum çığlıkları…

Yetimler…

Yoksullar…

Dullar…

Huzur(suzluk)evlerinde terk edilmiş anne ve babalar…

Her geçen gün biraz daha kapitalizm batağında kaybolan vicdanlar…

Suni arkadaşlıklar

Sentetik dostluklar…

Plastik komşuluklar…

Sokaklarda cirit atan hırsızlar…

Kapkaççılar…

Madde bağımlıları…

Kadın tüccarları…

Okul kapılarında satış yapan esrarcılar ve eroinciler…

Her eve ahlakı imha etmek için konulmuş lanet olası televizyonlar…

Dahası…

İslam’ı demokrasiye maskot yapan hoca kılıklı zevatlar…

Demokrasi başka çözüm bulamayan gözleri körelmiş aydınlar!

Bu insanlığı kurtaracak yegâne sistemin Allah’ın şeriatı olduğunu söyleyemeyecek kadar korkak olan âlimler!

Politika alanlarını cihad meydanı kadar kutsallaştıran üstadlar!

Düşünceyi suç sayan bir sistemi hâlâ meşru kabul edip,  insanlara muti’liği ve uysallığı aşılamaya çalışan düşünürler!

Ve yazarlar…

Bütün bu gidişatlara dur deme yerine, televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde, tükenip giden insan ömürlerinin üzerinden yorum yapıp para kazan yazarlar…

İyi de bütün bunların devamının sebebi ne ola ki?

Ne diyordu Mustafa İslamoğlu: İnsan düşüncesine istikamet açısını tasavvur verir.

Bunun anlamı şudur: Tasavvurdaki milimetrik bir sapma açısı, düşüncede metrelerle, eylemde ise kilometrelerle ifade edilen bir sapmaya dönüşür.

Çözüm mü?



Twitter: @yyasaryyavuz